FİLM | | OYUN | VİDEO | RESİM | MÜZİK | FİLM | İNDİR | AŞK | VE DAHASI...

WwW.FoRuMDoSt.EnİyİFoRuM.NeT
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Birinci Dünya Savaşı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
BiTiRiMcİCaSuS
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 23
Nerden : FaMiLyA ToKaT
İş/Hobiler : SİTE-METİN2
Lakap : MiNiK
TAKIM :
RÜTBE :
Kayıt tarihi : 10/01/09

MesajKonu: Birinci Dünya Savaşı   C.tesi Şub. 14, 2009 6:18 pm

Savaşta Osmanlı Devleti

Savaşa Giriş Sebepleri ve İttifak Arayışları

Yirminci yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti iki büyük felaketi arka
arkaya yaşamıştı. Bunlardan ilki, İtalyanlarla yapılan Trablusgarp
Savaşı; ikincisi ise o güne kadar karşılaşılan en büyük felaket olarak
görülen Balkan Savaşı idi. Her iki savaşta da toprak kaybedilmiş, ama
özellikle Balkan Savaşı’nda “Türkleşmiş toprakların” kaybedilmesi
yüreklerde derin acılar ve izler bırakmıştır. Devlet, malî ve ekonomik
yönden büyük sıkıntılara girmişti. Ayrıca ordunun her yönüyle
modernleştirilmesi gerekiyordu. Osmanlı Devleti’nin bu kötü gidişatı
yöneticilerde, aydınlarda ve geniş halk kesimlerinde “Osmanlı Devleti
yıkılacak mı? Ne olacak bu kötü gidişatın sonu?” şeklinde
karamsarlıkların ve umutsuzlukların doğmasına yol açmıştı. İşte,
Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde genel durumu
böyleydi.
Osmanlı yöneticileri, 19. yy. başlarından beri Avrupa büyük
devletlerinin kendisi ve toprakları hakkındaki niyet ve düşüncelerinin
farkındaydılar. “Avrupa’nın Hasta Adamı” olarak nitelendirilen Osmanlı
Devleti’nin parçalanmasının ve topraklarının paylaşılmasının büyük
devletlerin dış politikalarındaki öncelikli amaç olduğu da biliniyordu.
Nitekim, İngiltere Mısır’ı ve Kıbrıs Adası’nı, Fransa Cezayir ve
Tunus’u, İtalya Trablusgarb’ı ve On İki Adaları, Rusya ise Kafkasları
ele geçirmişti. Ayrıca, Meriç Nehri’nin batısındaki bütün Rumeli
elimizden çıkmıştı. Yine, Balkan Savaşı sonunda Ege Adaları’nın büyük
bir kısmını kaybetmiştik.
Osmanlı yöneticileri çıkacak bir genel savaşta Osmanlı Devleti’nin
savaşa katılsa da katılmasa da topraklarının paylaşılmasının bu savaşın
asıl nedenlerinden biri olacağını gayet iyi bilmekteydiler. Bu nedenle
Avrupa’da oluşmuş ittifaklardan birisine katılarak, toprak bütünlüğünü
bu sayede korumak istiyorlardı.
İtilâf devletleri arasında Osmanlı Devleti’nin dost ve düşman gözüyle
baktığı devletler bulunuyordu. Bu grupta yer alan İngiltere ve Fransa,
zaman zaman dost devlet olarak bize siyasî, askerî ve ekonomik
desteklerde bulunup, toprak bütünlüğümüzü korumamıza yardımcı
olmuşlarsa da; çoğu zaman da bunun tersi bir politikayla Osmanlı
Devleti’nden toprak elde etmişler ve onun düşmanlarına yardım ederek
destek vermişlerdir. Bilhassa Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda
Osmanlı Devleti aleyhinde faaliyetlere girmişler ve politikalar takip
etmişlerdi. Ayrıca, bu grupta öteden beri İstanbul ve Boğazlar’da gözü
olan, artık bizim için “millî düşman” olmuş ve Balkanlı devletlerin
bağımsızlığa kavuşmasında ve Balkan Savaşı’nda uyguladığı “Panslavist”
politikalarla doğrudan rol alan Rusya bulunuyordu. İşte, bu grupta
İngiltere ve Fransa gibi Osmanlıya karşı iki yüzlü politikalar
uygulayan ve bizi her fırsatta parçalamayı bir dış politika ideali
haline getirmiş olan Rusya’nın varlığı, Osmanlı yöneticilerini “Üçlü
İtilâf” tan uzaklaştıran temel nedenlerdi.
Üçlü İttifaka gelince, bu ittifakın en güçlü devleti Almanya idi.
Almanya İkinci Meşrutiyet’ten beri, özellikle İstanbul’daki elçisi
Baron Marşal’ın zekası sayesinde Osmanlı yöneticilerini, bu devletin
hakiki ve saf dostu olduklarına ve Osmanlı topraklarında Almanya’nın
hiç gözü olmadığına inandırdı. Bu nedenle Sultan II. Abdülhamit
zamanında başlayan Türk-Alman yakınlaşması, İttihat ve Terakki Partisi
iktidarında daha da gelişti. Bu grupta yer alan Avusturya ile ise,
Balkan Savaşı’ndan sonra doğrudan bir sınırımız kalmamıştı. Bütün bu
sebeplerle Osmanlı yöneticilerinde Alman-Avusturya ittifakına karşı
eğilim artmaya başladı. Akdeniz’de güçleri az olan bu devletlerden
Osmanlı Devleti’ne zarar gelmeyeceği inancı meydana geldi. Dolayısıyla
Almanya’ya dayanmak ve ona göre bir siyaset gütmek, Osmanlı Devleti’nce
bazı bakımlardan en doğru yol olarak kabul edildi.
Neticede Osmanlı yöneticilerinde iki temel fikir belirdi. Birincisi,
Almanya ile Osmanlı Devleti’ni her durumda korumayı sağlayacak kesin ve
açık bir antlaşma yapmaktı. İkincisi, yakın gelecekte Osmanlı
Devleti’ne zarar verebilecek ve bilhassa bunlardan Akdeniz’e hakim olan
devletlerle yakınlık kurmak, mümkünse anlaşmaktı. İngiltere ve Rusya
ile antlaşma teşebbüsleri de bu gibi düşüncelerden kaynaklandı. Diğer
taraftan, günlük giderlerini bile dış borçlardan sağlayan Osmanlı
devleti, bu yönüyle de Fransa’ya muhtaçtı. Bu devlete yapılan İttifak
teklifinin temelinde borç para alma ve Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya ve
İngiltere’ye karşı koruyabileceği ümidi yatıyordu.
Osmanlı yöneticileri ilk ittifak arayışlarını ve teklifini Almanya’ya değil; İngiltere, Fransa ve Rusya’ya yapmıştır.
İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti ile ittifak yapmamalarının
temelinde, artık bu devletin toprak bütünlüğünü korumak yerine, Osmanlı
Devleti’ni parçalamak ve topraklarını paylaşmak politikasının ön plâna
çıkması yatmaktadır. Ayrıca, Osmanlı Devleti’ni kendi ittifaklarına
aldıkları takdirde bu devletin içinde bulunduğu malî ve ekonomik
sıkıntıları ortadan kaldıracak desteği vermeleri gerekecekti. Yine,
Osmanlı ordusunun tepeden tırnağa modernleşmesi gerekiyordu. Bu durum,
oldukça büyük bir ekonomik yük getirebilirdi. İşte bu nedenlerden
dolayı, sırtlarında taşıyacakları bir kambur olarak düşündükleri
Osmanlı Devleti’ni ittifaklarına almamışlardır.
İtilâf devletleri nezdindeki ittifak teşebbüslerinden bir netice
alamayan Osmanlı yöneticileri; bu kez Almanya ile ittifak arayışına
girmişlerdir. Yukarıda da değindiğimiz gibi; II. Abdülhamit döneminde
olumlu bir yapıda başlayan Türk-Alman ilişkileri, o günün şartlarında
çok büyük bir yatırım projesi olan “Berlin-Bağdat Demiryolları
Projesi”nin Almanya’ya verilmesiyle daha da artmıştı. Almanya; bu
demiryolunu inşa etmekle, ekonomik yönden Osmanlı Devleti’ne sıkı bir
şekilde bağlanacak ve O’nu, Türkiye’ye siyasî buhranlar ile askerî
hareketlerde yardım etmeye mecbur edecekti. Ayrıca bu yollar, Osmanlı
Ordusu’nun seferberliğini süratle tamamlamasına ve büyük kuvvetlerini
kolaylıkla kaydırmasına imkân sağlayacaktı. Daha sonraki yıllarda
Osmanlı Ordusu’nun -özellikle Kara Ordusu- modernizasyonu Alman askerî
ve teknik heyetlerine verilmişti. Bu durum ordunun genç subaylarında
Almanya’nın askerî gücüne olan bir hayranlığın uyanmasına neden
olmuştu. Başta Enver Paşa olmak üzere bir çok genç subayın ortak
kanaati, Avrupa’da Alman Ordusu’nu yenecek bir başka gücün olmadığı
yolundaydı.
Avrupa’da savaş başladıktan ve ilk günlerdeki Alman saldırılarının
doğuda Ruslar, batıda ise Fransızlar ve İngilizlerce desteklenen
Belçikalılar tarafından durdurulması üzerine, Alman orduları bu
cephelerde müşkül bir duruma düşmüşlerdi. Bunun üzerine Alman
Genelkurmayı ve Alman Hükümeti, İngilizleri, Fransızları ve özellikle
Rusları oyalayabilecek bir devlet olarak gördükleri Osmanlı Devleti’yle
bir ittifak yaparak, Osmanlı’yı Almanya’nın yanında savaşa girmeye
zorlamak plânını devreye sokmak istediler.
Almanya ile Yapılan İttifak Antlaşması ve Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi
Almanların Osmanlı Devleti’yle ittifak arayışına girmesi çabuk sonuç
verecektir. Osmanlı yöneticileri, Avrupa’da başlayan savaşa Osmanlı
Devleti’nin eninde sonunda gireceğini düşünüyorlar; bu nedenle bize
topraklarımızın parçalanmayacağı garantisini veren Almanya’nın yanında
savaşa girilmesi fikri üzerinde kuvvetle duruyorlardı. Nitekim,
taraflar arasında bir ittifakın gerçekleşmesi konusunda kanaatlerin
müspet olması üzerine, Türk-Alman ittifakını gerçekleştirecek
“Türk-Alman Gizli Antlaşması” 2 Ağustos 1914’ de imzalanacaktır. 2
Ağustos 1914 tarihli Türk- Alman gizli ittifak antlaşmasının önemli
maddeleri şöyledir
1. Almanya ve Osmanlı Devletleri, devam etmekte olan Avusturya-Sırbistan Muharebelerinde tarafsız kalacaklardı.
2. Eğer Rusya savaşa girerse ve Almanya da Rusya’ya karşı savaş ilân
ederse, Osmanlı Devleti Almanya’nın yanında savaşa girecektir.
3. Osmanlı Devleti savaşa girerse, Türk ordusunun emir ve kumandası Alman askerî heyetine verilecekti.
4. Almanya, İtilâf Devletlerine karşı Osmanlı Devleti’nin mülki tamamiyetini kabul edecekti.
Almanya’nın 1 Ağustos 1914’te Rusya’ya savaş ilân ettiği düşünülürse;
biz bu antlaşmayı imzalarken Avrupa’da başlamış olan savaşa girmeyi
peşinen kabul ediyorduk. Bu antlaşmada Osmanlı Devleti’nin lehine olan
tek hüküm, İtilaf devletlerinin saldırılarına karşı toprak
bütünlüğümüzün Almanya tarafından garanti edilmesidir.
2 Ağustos l914 tarihli bu gizli ittifak antlaşmasına rağmen Osmanlı
Devleti harbe hemen girmemişti. Bir hükümet bildirisiyle tarafsızlığını
ilân etmiş ve aynı zamanda ülke genelinde “genel seferberlik” çağrısı
çıkarmıştır. Savaşa hemen girilip girilmemesi konusunda Hükümet üyeleri
arasında bir görüş birliği oluşmamıştı. Neticede; ordunun noksanları
olduğu, bunların tamamlanması gerektiği ve henüz seferberlik
hazırlıklarının bitmemesi gibi mazeretler beyan edilip, savaşa hemen
girilmemişti.
Diğer taraftan Alman Genelkurmayı, Avrupa cephelerinde güç durumda
kalan ordularını rahatlatmak, için Osmanlı Devleti’nin bir an önce
harbe girmesini istiyordu. Bu konuda hem Alman Hükümeti, hem de Osmanlı
Harbiye Nezareti ile Genelkurmay’da görevli Alman subayları, siyasî ve
diplomatik baskı yapıyorlar ve bazı tertiplere giriyorlardı. Bu
noktada, Almanya’nın Osmanlı Devleti’nin bir an önce harbe girmesini
istemesinin nedenleri üzerinde birkaç maddeyle duralım. Buna göre;
1. Osmanlı Ordusu’ndan istifade etmek düşüncesi. Avrupa’nın sayıca en
kalabalık ordularından birisi olan Türk Ordusu’nun yeni ve modern
silahlarla teçhiz edilmesi ve Alman subaylarının sevk ve idaresine
bırakılması halinde bu ordudan fazlasıyla istifade edilebilirdi.
2. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi halinde, bu devletin toprakları
üzerinde birden fazla cephe açılacak; İngilizler, Fransızlar ve Ruslar
bu cephelere Alman cephelerinden kuvvet kaydırmak durumunda
kalacaklardır. Bu da Avrupa cephelerinde Alman Ordusu’nu
rahatlatacaktır.
3. Osmanlı Devleti savaşa girdiği takdirde stratejik önemi olan
Boğazları savaş yaptığı devletlere kapatacaktı. Böylece Rusya’nın
İngiltere ve Fransa ile olan irtibatı kesilecektir. (İleride Çanakkale
Savaşı’nın çıkmasının en önemli sebebi olacaktır)
4. Osmanlı Devleti savaşa girdiği takdirde Almanya, bu ülkenin
topraklarının her kesiminden ve her türlü imkanlarından istifade
edebilecekti.
5. Osmanlı Padişahı, aynı zamanda dünyadaki bütün müslümanların
halifesidir (dini lideri). Eğer, Osmanlı devleti bu savaşa girişini
dini bir amaca dayandırırsa; yani “cihad” ilân ederse, diğer müslüman
ülkeler ve milletler halifenin devletine sahip çıkacaklardı. İngiltere
ve Fransa gibi idaresi altında milyonlarca müslümanı barındıran bu
ülkelere karşı, sömürgelerde ayaklanmalar veya karışıklıklar çıkacaktı.
Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni bir an önce savaşa sokma konusundaki
baskıları devam ederken, ortaya bir gemiler krizi çıkmıştı. Alman
Donanması’nın en güçlü iki büyük savaş gemisi, İtalya ve Avusturya
savaş gemileriyle birleşerek İtilâf devletleri donanmalarına karşı
harekat yapmak üzere Akdeniz’e gelmiş, ancak İtalya’nın Alman
ittifakından ayrılarak tarafsızlığını ilân etmesi üzerine İngiliz ve
Fransız donanmalarının takibine uğramıştı. Bu arada ittifak antlaşması
yapılmış olduğundan, Alman Deniz Bakanlığı’nca bu gemilerin Çanakkale
Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a gitmeleri istenmiştir. Nitekim Göben
(Yavuz) ve Breslav (Midilli) adlı gemiler 10 Ağustos l914’de
Boğazlardan geçerek İstanbul’a geldiler. Başta İngiltere ve Rusya olmak
üzere İtilâf devletleri, Osmanlı Devleti’nin bu gemileri Boğazlara
almakla tarafsızlığını bozduğunu, 24 saat içinde bu gemileri kendi
karasuları dışına çıkarmadığı takdirde savaş ilân edeceklerini ifade
eden sert protesto notaları verdiler. Osmanlı Devleti gerçekten zor
durumda kalmıştır. Bir tarafta; antlaşma imzalayarak müttefik olduğu
Almanya’nın baskısı, diğer taraftan savaş ilân etme kararı alan İtilâf
devletlerin tepkisi. Bu bunalımdan ancak bu gemilerin Almanya’dan satın
alındığının ilân edilmesi ve gemilere Türk bayrakları çekilmesiyle
çıkılabilmiştir.Osmanlı Devleti, bir süre sonra Göben (Yavuz) Gemisi
Kumandanı Alman Amirali Şouchon’u (Şöson) Akdeniz Filosu ve Türk Deniz
Kuvvetleri Kumandanlığı’na getirdi. Böylece, kara ordularımızdan sonra
deniz ordumuz da Alman kumandanların eline teslim edilmişti. Artık,
Osmanlı Devleti’ni bir an önce harbe sokmak için bazı tertipler ve
faaliyetler yoğunlaştırılmıştı. ‚ok geçmeden gerçekleşen “Karadeniz
Olayı”yla Osmanlı Devleti’nin savaşa girişi sağlanacaktır. Amiral Şöson
kumandasındaki Osmanlı Donanması, Karadeniz’e tatbikat amacıy-la
açılmış ve burada kendilerini takip ve taciz eden Rus Donanması’yla bir
deniz muharebesi yapmıştı. Rus iddialarına göre, Türk Donanması daha
sonra Rusların Sivastopol ve Odesa limanlarını topa tutmuştu.
Karadeniz hadisesi üzerine 1 Kasım 1914’te Rusya, 5 Kasım’da ise
İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne savaş ilân ettiler. Osmanlı
Padişahı ve Halife sıfatıyla Padişah Mehmed Reşad 11 Kasım 1914’de
“Cihad-ı Ekber” ilân etti. Böylece, Almanya amacına ulaşmış ve savaş
başladıktan itibaren yüz güne varan bir süre savaşa girmemiş olan
Osmanlı Devleti’ni kendi yanında savaşa sokmuştu.

_________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://forumdost.eniyiforum.net
 
Birinci Dünya Savaşı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» AY SAVAŞCISINI İZLEYEBİLCEZZZ
» Lev Tolstoy - Savaş Ve Barış
» Kendi Savaşçını oluştur!
» SAKURA NUN BÜYÜSÜ
» Kellan Lutz - Henry Cavill: Ölümsüzlerin Savaşını Kim Kazanıcak?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FİLM | | OYUN | VİDEO | RESİM | MÜZİK | FİLM | İNDİR | AŞK | VE DAHASI... :: Dersler / Ödevler :: Tarih-
Buraya geçin: