FİLM | | OYUN | VİDEO | RESİM | MÜZİK | FİLM | İNDİR | AŞK | VE DAHASI...

WwW.FoRuMDoSt.EnİyİFoRuM.NeT
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 KurtuluŞ SavaŞi Ekonomİk Boyutlari

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
BiTiRiMcİCaSuS
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 23
Nerden : FaMiLyA ToKaT
İş/Hobiler : SİTE-METİN2
Lakap : MiNiK
TAKIM :
RÜTBE :
Kayıt tarihi : 10/01/09

MesajKonu: KurtuluŞ SavaŞi Ekonomİk Boyutlari   C.tesi Şub. 14, 2009 6:12 pm

1920'lerden günümüze kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç
iktisat kongresinin de ekonomi politikalarında önemli değişimlerin
yaşandığı dönemlerin başlarına rastladığı gözlenmektedir. Bu açıdan
iktisat kongrelerinin ekonomik hayata yön verme işlevleri olmuştur.
Birinci İktisat Kongresi'nin düzenlendiği 17 Şubat 1923 tarihinde,
Kurtuluş Savaşı'ndan galip olarak çıkan Türkiye, iktisadi açıdan
Osmanlı İmparatorluğu'ndan devraldığı "Duyunu Umumiye" ile karşı
karşıya kalan, halkın büyük çoğunluğu fakir ve eğitimsiz, sanayi
kuruluşları yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun,
1920'lerden günümüze kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç
iktisat kongresinin de ekonomi politikalarında önemli değişimlerin
yaşandığı dönemlerin başlarına rastladığı gözlenmektedir. Bu açıdan
iktisat kongrelerinin ekonomik hayata yön verme işlevleri olmuştur.

Birinci İktisat Kongresi'nin düzenlendiği 17 Şubat 1923 tarihinde,
Kurtuluş Savaşı'ndan galip olarak çıkan Türkiye, iktisadi açıdan
Osmanlı İmparatorluğu'ndan devraldığı "Duyunu Umumiye" ile karşı
karşıya kalan, halkın büyük çoğunluğu fakir ve eğitimsiz, sanayi
kuruluşları yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun, geri
kalmış bir ülke konumundaydı. Bu kongrenin ortaya konulan fikirler
açısından o dönemin Türkiye ekonomisini yeniden inşa etmede büyük
katkıları olmuştur.

1981 yılında düzenlenen İkinci İzmir İktisat Kongresi ise, iktisadi ve
siyasi bunalımların gözlendiği, iktisadi olarak içe dönük
sanayileşmenin yarattığı bunalımların biriktiği ve hemen ardından bu
alanlarda büyük değişimlerin gözlendiği bir dönemde düzenlenmiştir.

21. yüzyıla girmekte olan dünyada gözlenen siyasi ve teknolojik değişim
rüzgarları içerisinde, 1992 yılında düzenlenen Üçüncü İzmir İktisat
Kongresi, bu değişim ortasında olan ve coğrafi açıdan etrafında siyasi
çalkalanmaların gözlendiği Türkiye için, iktisadi açıdan gelecek
yüzyıla hazırlanmada, hedefleri belirlemede, kamu ve özel kesimin
fikirlerini ortaya koymada önemli bir yere önemli sahiptir.

Birinci Dünya Savaşı'ndan 5 yıl sonra, dünyanın kendine bir düzen
vermeye çalıştığı uluslararası konjonktürde toplanan Birinci İktisat
Kongresi, daha çok içerdeki dengeleri tesis etmeye ve iktisadi yapıyı
oluşturmaya yönelikti. Kongrede sanayici, tüccar, çiftçi, işçi
"murahhaslarının" oldukça çekişmeli ve kulisli bir çalışma ortamından
sonra, ana sektörler itibariyle belirlenen "Misak-ı İktisadi Esasları"
başlığı altında bütünleşmeleri, bir ittifak arayışının kanıtı olarak
sayılabilir.

Bu çerçevede, Kongre kapsamı içinde, siyasi bağımsızlığın iktisadi
bağımsızlıkla birleştirilmesi ve Türk girişimcisinin güçlendirilmesi en
temel hedeflerdi.

Kongre'de milliyetçi ve liberal politikaların temelleri benimsenmişti.
Gerçekten, 1923-29 dönemi, tüm dünyada görüldüğü gibi liberal
politikaların uygulandığı bir dönem olmuştur. Bunun nedeni, uygulanan
politikaların, özel girişim öncülüğünde ve dışa açık bir ekonomik yapı
içinde gelişmesiydi.

Dışa açık politikaların benimsenmesinin bir diğer nedeni ise Lozan
Antlaşması'nın iktisadi hükümleriydi. Antlaşmanın eki olan ticaret
sözleşmesi, 1916 yılında Osmanlı gümrük tarifelerinin 5 yıl daha
yürürlükte kalmasını ve yeni yasaklar getirilmemesini öngörüyordu. Bu
nedenle, 1929 yılına kadar gümrük tarifelerinde artışlar
gerçekleştirilememiştir.

1923-29 yılları arasında devlet özel girişimi teşvik etmek için yoğun
çaba harcamıştır. Bu amaçla yapılanların başında, devlet tekelleri
kurularak daha sonra bunların işletmesini özel sektöre devretmek
gelmektedir. Ayrıca, bu dönemde, milli sanayii geliştirmek için
Teşvik-i Sanayi Kanunu ile birlikte çeşitli hammaddelerin ithalatını
kolaylaştıran gümrük tedbirleri alınmıştır.

Milli bankalar kurularak (İş Bankası, Tütüncüler Bankası. Sanayi ve
Maadin Bankası), İstanbul Ticaret ve Tahıl Borsası açılmıştır. Bu
dönemde anonim şirketlerin kurulmaları da kolaylaştırılmıştır.

Madenler ve sigara üretimi devletleştirilerek milli üretime dönük bir
biçimde işletilmeye başlanmış, şeker fabrikaları için teşvik kanunu
çıkartılmıştır. Ancak, bu dönemde, devletin en az düzeydeki müdahaleci
tutumuna rağmen, özel sektör istenilen gelişmeyi sağlayamamıştır.


Tüm dünyayı iktisadi açıdan büyük bir çıkmaza sokan 1929 dünya ekonomik
bunalımı ise liberal iktisat politikalarını izleyen ülkemizi de
etkilemiştir. Bu dönemde, Türk parasının değerinin düşmesi sonucu,
tarım ürünlerimizin dünya piyasalarında fiyatları düşmüştür.

1924-1929 döneminde GSMH yılda ortalama %10,9, sınai üretim ise %8,5
oranında artış kaydetmiştir. Bu sonuç, üretim kapasitesine yapılan
ilavelerden çok, geçmişte meydana gelen kapasite boşluklarının
kullanılmasının bir sonucudur. Bu dönemde tarımsal üretimde görülen
hızlı artış ise, aktif nüfusun savaş sonrasında toprağına geri
dönmesinden kaynaklanmıştır.

1930 yılından sonra tüm dünyada, devletçi, müdahaleci ve korumacı
politikalara yönelinmeye başlanmıştır. Türkiye de bu doğrultuda hareket
ederek, bunalımdan çıkmak ve iktisadi genişlemeyi sağlamak amacıyla
çeşitli tedbirler almıştır. Öncelikle, 1930 yılında Merkez Bankası
kurulmuş ve Türk Parasını Koruma Kanunu TBMM'de kabul edilmiştir. 1931
yılında ise ithalata kota konulması ve ihracatın denetlenmesi hakkında
çıkan kanunla, korumacılığın ilk adımları atılmıştır. Yine aynı yıl,
Sanayi Kongresi düzenlenmiş, bunu takiben, 1932 yılında iktisadi
hayatta devletin denetimini artıran bir dizi kanun çıkarılmıştır.

1933 yılında ise, Sümerbank'ın kurulması ve Mevduatı Koruma Kanunu ile
Ödünç Para Verme İşleri Kanunlarının kabul edilmeleri başlıca iktisadi
olaylardır. Devlet. bu tarihte ilk defa faiz oranlarını belirlemeye
başlamıştır.

Devletin iktisadi hayata girişi, doğrudan doğruya devlet
işletmeciliğine başlaması, 1934-1938 yılları arasında uygulanan Birinci
Beş Yıllık Sanayi Planı ile başlamaktadır. Bu plan döneminde,
öncelikle, büyük kısmı yabancıların elinde bulunan demiryolları,
Tramvay, Tünel Şirketi, Zonguldak Kömür Şirketi, İzmir Telefon Şirketi
millileştirilmiş ve kamulaştırılmıştır.

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı döneminde toprak reformu yapılarak
tarıma teşvik sağlanmış ayrıca hammaddesi yurtiçinde bulunan malları
işleyecek sanayi kuruluşları ile devletçe finanse edilmesi mümkün olan
kuruluşların kurulmasına öncelik verilmiştir.

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planının başarılı uygulaması ve hedeflere
ulaşılması üzerine 1938 yılında İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı
hazırlanmıştır. Bu planın uygulanacağı yıllarda II. Dünya Savaşı'nın
başlamış olması, devletin savaş ekonomisine uygun bazı tedbirler
almasına yol açmıştır. II. Dünya Savaşı dönemine, olası bir tehlikeye
karşı savaş ekonomisi uygulanmıştır. Bu çerçevede, hükümete, olağanüstü
koşullarda fiyat saptama, özel işletmelere el koyma, zorunlu çalıştırma
gibi araçlarla, ekonomiye doğrudan müdahale yetkisi veren 1940 Milli
Koruma Kanunu ile, devlet gelirlerini artırmak için Varlık Vergisi
Kanunu çıkarılmıştır. Varlık Vergisi Kanunu 1942 yılında gördüğü yoğun
tepkiler nedeniyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Savaşın bitmesi ve tüm dünyada liberal politikaların etkin olmaya
başlamasıyla birlikte Türkiye'de de bazı değişiklikler olmaya
başlamıştır. Çok partili sisteme geçişle birlikte başlayan liberal
akım, 1945-1950 yılları arasında, Türk ekonomisinde devlet
müdahaleciliğinin belirli sınırlar içinde tutulması ve daha liberal bir
ekonomi uygulanması yolundaki girişimleri ön plana çıkarmıştır.

1946 yılında yapılan devalüasyon ile TL'nin değeri %53,6 oranında
düşürülerek 1 Amerikan Doları karşılığı 2,80 TL olarak kur
sabitlenmiştir. Bu dönemde yapılan devalüasyonun nedeni, savaş sonrası
uluslararası fiyat düzeylerine ve yeni ekonomi politikalarına uyum
sağlayarak ihracatı artırmaktır. Ancak bu devalüasyon. istenilen
sonuçları vermemiş, ithalattaki aşırı artışlar, birikmiş olan döviz
rezervleri ve daha sonra dış yardımlarla finanse edilerek 1953 yılına
kadar sürmüştür.

Türk ekonomisini dar kalıplardan ve kısır kaynaklardan kurtarmak için
1947 yılında liberal karakterde bir Kalkınma Planı (1948-1952)
hazırlanmıştır. Bu planda özel kesime büyük önem verilmiştir. Planın
1948-1952 dönemi için öngördüğü toplam harcama miktarında en büyük payı
%44 ile ulaştırma almıştır. Bu dönemde ulaştırma sektöründe ağırlık
verilen kesim demiryollarından ziyade karayolları olmuştur.

Tarım ve tüketim malları sanayine önem veren, özel girişimin öncülüğünü
savunan ve dış ticaret ile kambiyo rejimlerinde serbestleşmeyi öngören
bu stratejiler, 1947 yılında üye olunan IMF ve Dünya Bankası gibi
kuruluşların görüşleriyle de uyumlu idi. Yine de, 1947 yılından
itibaren askeri ve 1948 yılından itibaren ekonomik yardımlar alan
Türkiye'nin 1945-1950 yılları arasında reel GSMH'sinde istenilen büyüme
sağlanamamıştır.


1950-1953 döneminde gerek tarımda gerekse sanayileşmede önemli
gelişmeler sağlanmıştır. Tarımın makineleşmesi, kredi imkânları ve
tarım için belirlenen yüksek fiyat politikası ile birlikte iklimin
elverişli olması, bu dönemde tarım üretimini artırmıştır. Aynı zamanda,
yabancı sermaye girişini kolaylaştırıcı uygulamalar, para arzının
artırılması, ithalatın sınırlandırılması ve dış krediler ile yardımlar
sayesinde de hızlı bir gelişme gözlenmiştir. Bu dönemde, büyük kamu
yatırımlarına ağırlık verilmiştir.

_________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://forumdost.eniyiforum.net
BiTiRiMcİCaSuS
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 23
Nerden : FaMiLyA ToKaT
İş/Hobiler : SİTE-METİN2
Lakap : MiNiK
TAKIM :
RÜTBE :
Kayıt tarihi : 10/01/09

MesajKonu: Geri: KurtuluŞ SavaŞi Ekonomİk Boyutlari   C.tesi Şub. 14, 2009 6:12 pm

1954'den sonra plansız yatırımların yapılması nedeniyle artan ithalatın
finansmanında, dış yardımlara paralel olarak döviz rezervlerinin
kullanılması sonucu zorluklarla karşılaşılmıştır. Dış ticaret hadleri
aleyhimize gelişirken, fiyatların hızla artması ile birlikte ekonomik
büyüme geçen 4 yıla göre aynı oranda olmamıştır.

Bankaların tarım ve sanayi sektörüne açtığı kredilerin yükseltilmesi
yanında plansız yatırımların yapılması ve 1956 yılında Milli Koruma
Kanunu'nun yeniden yürürlüğe konulması sonucunda, fiyatlar üzerinde
suni bir baskı yaratılmış, enflasyon körüklenmiştir.

1958 yılında tekrar ekonomik istikrarı sağlamak için sıkı para ve
maliye politikaları ve ihracatı teşvik tedbirleri gibi bir takım
ekonomik tedbirler alındıysa da enflasyonist gidiş önlenememiştir. Bu
ekonomik koşullarda, siyasi bunalımla birlikte 1960 yılında yeni bir
Anayasa hazırlanarak, uzun vadeli bir ekonomik planın yapılması
çalışmalarına yeniden başlanmıştır. Bunun için ilk önce 1960 yılında
Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Ayrıca, 1958 yılında alınan
istikrar önlemleri, 27 Mayıs 1960'dan sonra eskisinden daha sıkı bir
biçimde uygulanmaya devam etmiştir. 1962 yılında ise, bir yıl süreli
bir plan hazırlanmış ve planın başarılı olması üzerine, bundan sonra,
beş yıllık planlar hazırlanmaya başlanmıştır.

1963-1967 yılları arasındaki Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile
1968-1972 yıllarını kapsayan İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, ekonomik
ve siyasi bunalımların sonunda istikrarlı bir büyüme hızı ve kalkınma
sağlanması amacıyla 15 yıllık bir perspektif içinde hazırlanmıştır. Bu
iki dönem içinde 10 adet yıllık program da uygulanmıştır. Bu 15 yıllık
perspektif içinde başlıca hedefler şöyle sıralanabilir:

Yılda %7'lik bir büyüme sağlanması.
İstihdam sorunun çözümlenmesi.
Dış ödemeler dengesinin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması.
Her alanda yeterli sayıda ve üstün nitelikli bilim adamı ve teknik eleman yetiştirilmesi.
Bu hedeflerin sosyal adalet ilkesiyle uyumlu bir biçimde sağlanması.
Bu hedefler çerçevesinde ele alınan Birinci Beş Yıllık Kalkınma
Planı'nın yürürlüğe konulmasıyla, ithal ikameci sanayileşme de yeni bir
evreye girmiştir. Sıkı maliye ve para politikaları, kaynakların tam
olarak kullanılmasına ve en iyi biçimde tahsisine engel olan
enflasyonist ve deflasyonist eğilimlerin gelişmesini önleyecek biçimde
tespit edilmiştir.

Kamu yatırımlarının, vergiler, kamu teşebbüslerinin yaratacağı fonlar
ve dış alemden sağlanacak kaynaklar gibi gerçek tasarruflarla finanse
edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, para ve kredi politikaları, özel sektör
yatırımlarının gerçek kişi ve kurum tasarrufları ile finansmanını
mümkün kılacak biçimde tespit edilmiştir. Bu planın öngördüğü dönem
sonunda Türk ekonomisinde şu gelişmeler olmuştur:

Sanayi için yıllık %12,3 gelişme hızı öngörülmüş, bu oran %10,6 olarak gerçekleşmiştir.

Dış finansman kaynaklarının hedeflenen ölçüde sağlanamamış olması ve
tarım kesiminin gelişiminin büyük ölçüde hava şartlarına bağlı
bulunması nedeniyle %7'lik büyüme hızına ulaşılamamış, yılda ortalama
%6,5 oranında büyüme gerçekleştirilmiştir.

Toplam yatırımların GSMH içindeki payı başlangıç yılı olan 1963'te %18'e yükselmiştir.

Kamu gelirleri artmış olmakla birlikte öngörülen seviyeye ulaşılamamış;
bu da kamu harcamalarının kısılması sonucunu doğurmuştur. Ödemeler
dengesi açığı ise, ihracatın düşünülen seviyenin üstünde gerçekleşmesi
nedeniyle plan hedefinin altında kalmıştır.

Bu plan döneminde yatırımları ve ihracatı teşvik amacıyla bazı kanunlar
çıkarılmıştır. Yatırımları teşvik amacıyla Gelir Vergisi Kanunu'na
eklenen bazı maddelerle kalkınmada öncelikli yörelerde daha yüksek
oranlarda yatırım indirimi uygulamasına başlanmış ve Vergi Usul
Kanunu'na eklenen bir madde ile hızlandırılmış amortisman yöntemine
geçilmiştir.

Yatırımlarda kullanılacak hammaddelerin ithalatını kolaylaştırıcı
gümrük indirimleri gibi kolaylıklar sağlanmıştır. İhracatı teşvik için
ise, ihracatta vergi iadesi uygulaması başlatılmıştır.

1968-1972 yılları arasında uygulaması gerçekleştirilen İkinci Beş
Yıllık Kalkınma Planını birinci plandan farkı çok kesimli olmasıdır.
Tarım, madencilik, imalat sanayi, inşaat, hizmetler ve kamu kesimi tek
tek ele alınırken, plan ulusal ve uluslararası kesim olmak üzere ikiye
ayrılmıştır. Bu planın amacı, Türk ekonomisinde hızlı bir gelişme
sağlamak ve bu gelişmeyi sürekli hale getirmektir. Ayrıca, bu planın
birinci plandan farklı olarak sanayi sektörüne özel bir önem verdiği
görülmektedir.

İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda sanayi sektörü, ekonomik büyüme
için "sürükleyici sektör" konumuna geçmektedir. Bu plan döneminde, bir
taraftan "ithalat" yerine "yerli üretim" ikame edilirken, diğer
taraftan "ara mallar" üretimi önem kazanmıştır. Ayrıca, vergi iadesi,
döviz tahsislerine öncelik tanınması gibi ihracat teşviklerine önem
verilmiş, ihracatçı birlikleri kurulmuştur.

Birinci ve ikinci planda öngörülen kalkınma hızları eşit olmakla
birlikte, Birinci Plan'da hizmetler kesimi için öngörülen kalkınma hızı
%7,2'den %6,8'e indirilmiştir. Her iki planda temel sektörlerin payları
öngörülen yönde gelişmekle birlikte beklenenden daha düşük seviyede
olmuştur.
Yatırımların sektörlere dağılımına baktığımızda, ikinci planın imalat
sanayi, ulaştırma ve turizm yatırımlarına ağırlık verdiği
görülmektedir. Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı 1973-1977 yıllarını
kapsamakta ve 15 yıllık uzun dönemli bir perspektifin üçüncü kısmını
oluşturmaktadır.
Türkiye ile AT arasında 1963 yılında imzalanan Ortaklık Anlaşması'nın 1
Ocak 1973 yılında kanuni olarak yürürlüğe girmesi ile birlikte gümrük
indirimlerinin gerçekleşmesi ve geçen on yıllık dönem içinde ulaşılan
sonuçlar ve karşılaşılan sorunlar, özellikle sanayide hedeflenen artış
hızının gerçekleştirilememesi, belirli bir yapısal değişikliği zorunlu
kılmıştır. Bu yüzden plan 15 yıllık bir perspektif içerisinde değil,
yeniden hazırlanan ve 22 yılı kapsayan yeni bir stratejinin ilk dilimi
olarak hazırlanmıştır. 1973-1995 yıllarını kapsayan bu yeni stratejiyle
ulaşılmak istenen başlıca hedefler şunlardır:

GSMH'nin yılda ortalama %9 dolayında artması.

Sanayinin milli gelir içindeki payının %23'ten %40'a çıkarılması, buna
karşılık tarım kesiminin payının %28'den %10'a indirilmesi.

Toplam çalışanlar içinde sanayi kesiminin payının %11'den %22'ye
yükseltilmesi, tarım kesiminin payının ise %60'tan %20'ye düşürülmesi.

Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Plan döneminin belirgin niteliklerinden
birisi, başta altyapı olmak üzere, ekonominin darboğazlara girmesidir.
Bunun temelinde 1960-1973 döneminde kesintisiz büyümeyi sağlayan ithal
ikameci stratejilerin bulunduğu görülmektedir. İthal ikameci
politikalar. dayanıksız tüketim mallarına (işlenmiş gıda ürünleri,
tekstil gibi) yönelik olduğu sürece büyüme devam etmiş, fakat
1960'ların ortalarından itibaren ithal ikameci politikalar dayanıklı
tüketim malları (taşıtlar, beyaz eşya gibi) ve ara mallar (çelik,
rafine edilmiş ürünler, petrokimya ürünleri gibi) hedef alındığında
elde edilen sonuçlar tatmin edici olmaktan uzak kalmıştır.

Sınırlı iç piyasa ve ihracata yönelmedeki yetersizlik, sermaye
yoğunluğu daha yüksek yatırımlardaki artış ve sınırlı kapasite
kullanımları, büyüme hızının sürdürülmesini gittikçe daha yüksek
maliyetli hale getirmiştir.

1973-1974 yılları arasında dört katına çıkan petrol fiyatları
Türkiye'yi derinden etkilemiştir. Ardarda gelen hükümetler, birinci
petrol şokundan önce yavaşlama eğilimine giren ekonomik büyüme hızını
artırmak için, en azından başlangıçta, genişletici politikalar
izlemişlerdir. Kamu sektörü yatırımları hızla büyümüştür. Ancak, aynı
dönemde tüketim sınırlanamadığından, bu politika, reel olarak %8 gibi
bir büyüme sağlanmasına rağmen istikrarsızlığa sebep olmuştur.

1970'lerin sonuna doğru ulusal tasarruflar ve yatırımlar arasındaki
uçurum genişlemiştir. İthalat, durgun ihracat karşısında hızla
büyümüştür. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin dengesi çarpıcı bir şekilde
bozulmuştur. Bunun sonucunda bütçe açığı büyümüş ve enflasyonda hızlı
bir artış olmuştur. Cari işlemler dengesi önemli ölçüde açık vermiştir.
Bu açık, 1977'de GSMH'nin %8'ine ve döviz gelirlerinin %92'sine
ulaşmıştır. Bu açıklar özel yabancı sermaye ve rezervlerle finanse
edilmiştir. Fakat bu finansman şekli, dış borçların artması, borçlanma
yapısının bozulması ve konvertibl döviz rezervlerinin azalması şeklinde
üç alandakötüleşmeye neden olmuştur. Bu ekonomik dengesizlikler
sonucunda 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları alınmıştır.

_________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://forumdost.eniyiforum.net
 
KurtuluŞ SavaŞi Ekonomİk Boyutlari
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» AY SAVAŞCISINI İZLEYEBİLCEZZZ
» Lev Tolstoy - Savaş Ve Barış
» Kendi Savaşçını oluştur!
» SAKURA NUN BÜYÜSÜ
» Kellan Lutz - Henry Cavill: Ölümsüzlerin Savaşını Kim Kazanıcak?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FİLM | | OYUN | VİDEO | RESİM | MÜZİK | FİLM | İNDİR | AŞK | VE DAHASI... :: Dersler / Ödevler :: Tarih-
Buraya geçin: