FİLM | | OYUN | VİDEO | RESİM | MÜZİK | FİLM | İNDİR | AŞK | VE DAHASI...

WwW.FoRuMDoSt.EnİyİFoRuM.NeT
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 KurtuluŞ SavaŞi Öncesİnde Kurulan Zararli Cemİyetler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
BiTiRiMcİCaSuS
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 23
Nerden : FaMiLyA ToKaT
İş/Hobiler : SİTE-METİN2
Lakap : MiNiK
TAKIM :
RÜTBE :
Kayıt tarihi : 10/01/09

MesajKonu: KurtuluŞ SavaŞi Öncesİnde Kurulan Zararli Cemİyetler   C.tesi Şub. 14, 2009 6:11 pm

Azınlıkların Kurduğu Zararlı Cemiyetler

Özellikleri Nelerdir?
Mondros Mütarekesi’nden sonra, ordunun terhis edilmesi ve devlet
otoritesinin kalmaması üzerine ortaya çıktı.Azınlıklar tarafından,
işgalci emellerine hizmet eden kuruluşlardı.Anadolu hareketine ve
Türklerin milli devletine karşıydılar.Bu cemiyetlerin hepsi Rum
Patrikhanesi tarafından yönetiliyordu.

İtilaf Devletlerince ekonomik ve siyasi açıdan destekleniyorlardı.
Wilson İlkeleri’ne göre bulundukları yerlerin kendilerine verilmesini istiyorlardı.
Mondros Mütarekesi’nin yedinci ve yirmi dördüncü maddelerini uygulatmak istiyorlardı.

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesi şu şekildeydi : “İtilaf
Devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması
halinde, herhangi bir bölgeyi işgal edebilecek.”

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 24. maddesi şu şekildeydi: Altı Vilayet
adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, bu vilayetlerin herhangi
bir kısmı işgal edilebilecek.

Cemiyetler

Mondros Mütarekesi’nden sonra Türk ordusunun terhisinden cesaret alan
bazı azınlıklar, Milli Mücadele’ye karşı bir takım cemiyetler
kurmuşlardı.

Mavri Mira

İstanbul’daki Rum Patrikhanesi tarafından kurulan bu cemiyet, Bizans
İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmak ve Ege Bölgesi’nde ilerleyen
Yunan ordusuna yardımcı olmak amacını güdüyordu. Çalışma alanı; Bursa,
Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul ve Bandırma idi. Yunan Kızılhaç, Resmi
Göçmenler Komisyonu, Rum okullarındaki izcilik kurumları, Mavri
Mira’nın emrinde çalışıyordu.

Trakya ve Yunan Komitesi

Trakya’nın işgalinden doğan sorunları Yunanistan açısından çözmeye
çalışan bir örgüttür. Buradaki milli direnişi ortadan kaldırmak ve tüm
Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini sağlamak temel amaçlarıydı.

Pontus Rum Cemiyeti

Yunanistan’ın milli örgütü olan ve Yunanistan’ın 1829′da bağımsız
olmasını sağlayan Etnik-i Eterya Cemiyeti Trabzon ve dolaylarında bir
Rum Pontus Devleti kurmak amacıyla Pontus Rum Cemiyeti’ni meydana
getirdi.

Kordos Cemiyeti

Yunanistan tarafından İstanbul’da “Rum Göçmenleri Merkez Komisyonu”
adıyla kurduruldu. Derneğe İstanbul, Trakya, Trabzon, Marmara kıyıları
ve İzmir gibi yörelerde düzeni bozma, Yunanistan’dan gelen özel
görevlileri Rum göçmeni göstererek Doğu Karadeniz dolaylarına
yerleştirme, bu yörelerdeki Rum azınlığı sayıca çoğaltma görevi
verilmiştir.
Ermenilerin Kurduğu Cemiyetler

Daha önceleri Ermenilerin kurmuş oldukları “Taşnaksütyun” ve “Hıncak”
adlı gizli örgütler milli mücadeleye karşı çıktılar ve işgalcilerle
işbirliği yaptılar.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Mira’ya benzer bir örgüt kurup
Rumlarla işbirliği yaptı. Zaven Efendi tarafından kurulan bu cemiyetin
adı, “Rum-Ermeni Birliği Komitesi” idi. Ermeni İntikam Alayları da,
Fransızlardan aldıkları destek ile Adana ve dolaylarında faaliyet
gösteriyorlardı.

Yahudi Cemiyetleri

Yahudilerin çok büyük bir çoğunluğu bölücü çalışmalarda bulunmadı,
ancak “Makkabi Cemiyeti” ve “Alyans israilit Cemiyeti” işgalcilere
destek verdi.

Milli Varlığa Düşman Cemiyetler

Özellikleri Nelerdir?

Milliyetçi amaçlara tamamen karşıydılar.
Osmanlıcı ve hilafetçiydiler.
Başat Hürriyet ve İtilaf Fırkası etrafına toplanmışlardı.
Anadolu hareketine karşıydılar.
Ulusal örgütlere karşı direniş göstermişlerdir.
Manda ve himaye taraftarıydılar.

Hürriyet ve İtilaf Partisi

Kasım 1911′de Trablusgarp Savaşı’nın yarattığı kaos döneminde Ahrar ve
Mutedil Hürriyetperveran Fırkalarının birleşmesinden oluşmuştur.
İttihat ve Terakki karşıtı olan bu fırka, bağımsızların ve gayr-i
müslüm mebusların desteğiyle güçlendi. Fırka’nın temel amacı, İttihat
ve Terakki iktidarını yıkmaktı. Programında Osmanlcılığı, özyönetimi,
özel girişimi, meşrutiyeti ve liberal iktisat’ı savunmaktaydı. 1912
“sopalı seçimleri” ne kadar iktidarda kalan parti bu seçimde ancak 6
milletvekilini Meclis’e sokabildi.
Bundan sonra parti sıkı bir muhalefete yöneldi. “İkdam” ve “Alemdar”
gazeteleri partinin yayın organı oldu. 1913′deki Babıali Baskını’ndan
sonra parti dağılmaya başladı.
Mahmut Şevket Paşa suikastından sonra bir kısım parti mensubu
yargılandı, idam edildi, Sinop’a dürgün edildi ve ordan Avrupa’ya kaçtı.

Diğer Cemiyetler

Bu cemiyetler Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı Devleti’nin
bağımsız yaşayamayacağını düşünen, Milli Mücadele’ye karşı manda ve
himaye yanlısıydılar.

Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası

Bu cemiyet milli mücadeleye karşı çıkan Damat Ferit Hükümeti’ni
desteklemiş, padişah ve halifeye bağlı kalmakla vatanın kurtulacağını
savunmuştur.

Kürdistan Teali Cemiyeti

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra kurulan bu cemiyet Wilson
İlkeleri’nden yararlanarak özerk bir Kürt devleti kurmak için mücadele
etmiştir.
Teali-i İslam Cemiyeti

İşgalcilerle mücadele edilemeyeceğini, bundan dolayı halifenin etrafında toplanmanın gerekliliğini savunmuşlardır.

İngiliz Muhibleri Cemiyeti

Bu cemiyetin başkanı bir İngiliz din adamı olan Rahip Fru idi.
İşgallere karşı koymanın olanaksız olduğunu savunan bu cemiyete Damat
Ferit de üye idi.

Wilson Prensipleri Cemiyeti

Ülkeyi Milletler Cemiyeti içerisinde diğer devletlerle eşit haklara sahip bir varlık haline getirmek amacıyla kurulmuştur.
Kurucularının Amerika Birleşik Devletleri’nin manda ve himayesi altına girmekten yana oldukları bilinmektedir.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası

İttihat ve Terakki Partisi’ne düşman olarak çıkan bu cemiyet,
Anadolu’daki milli kurtuluş hareketine karşı en büyük tepkiyi
göstermiştir. Bu parti (fırka) Damat Ferit tarafından özellikle milli
direnişe karşı yönlendirilmiştir.
a) Rumların Faaliyetleri

Mondros Mütarekesinin imzalanmasını müteakip Anadolu’nun muhtelif
yerlerinde işgaller başladı. İngiltere ve diğer batılı devletlerin
desteği ile Yunanlılar da İzmir’i işgal ettiler. Yunanlıların İzmir’i
işgaliyle başlayan ilerleyişleri iç kısımlara doğru devam edecektir.
Yunan askerlerinin Anadolu’ya ayak basmasıyla birlikte yıllarca
içimizde yaşayan Osmanlı Devleti’nin tebaası olan Rumlar da Yunan
askerleriyle birlikte, Türklere karşı katliamlara başladılar. Çünkü
Rumları teşkilatlandıran ve Müslüman-Türk düşmanlığını onlara aşılayan
başta Fener Patrikhanesi olmak üzere birçok Yunan-Rum cemiyetleri
vardı. Bu cemiyetleri şöyle sıralayabiliriz.
Etnik-i Eterya Cemiyeti

_________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://forumdost.eniyiforum.net
BiTiRiMcİCaSuS
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 23
Nerden : FaMiLyA ToKaT
İş/Hobiler : SİTE-METİN2
Lakap : MiNiK
TAKIM :
RÜTBE :
Kayıt tarihi : 10/01/09

MesajKonu: Geri: KurtuluŞ SavaŞi Öncesİnde Kurulan Zararli Cemİyetler   C.tesi Şub. 14, 2009 6:11 pm

Fener Rum Patrikhanesi ve Kiliseler

Mavri Mira Cemiyeti

Pontus Cemiyeti

Trakya Komitesi

Rum İzci Teşkilatı

Rum Matbuat Cemiyeti

Beyoğlu Rum Edebiye Cemiyeti

Rum Ticariye Cemiyeti

Asya-yı Suğra Cemiyeti

Rum-Yunan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti

Rum-Yunan İttihad-ı Milliye Cemiyeti

Yunan-Rum Sahib-i Ahmer Cemiyeti

Yunan Bahriye İdaresi

Yunan Ahz-ı Askeri Şubesi

Yukarda adlarını verdiğimiz cemiyetlerin tamamı da Patrikhaneden maddî
ve manevi destek alıyordu. Cemiyetleri, maddi olarak Yunan Kızılhaçı
ile Atina ve Selanik bankaları destekliyordu.
Fener Rum Patrikhanesi

Fener Rum Patrikhanesi, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden itibaren
siyasî faaliyetlerini artırarak “Megalo İdea” yani “Büyük Fikir” “Büyük
Ülkü”yü gerçekleştirmek istemiştir. Bu büyük fikir ise Bizans
İmparatorluğu’nu diriltmek, Büyük Yunanistan’ı kurmak idi. Aslında,
Yunanlılar’ın Bizansla bir ilgisi yoktur. Ama onlar, Hristiyan
devletlerin desteğini almak için kendilerini Bizansın varisi olarak
gösteriyorlardı. Yunanlı ilim adamlarından Prof. Dr. Luvaris kilisenin
faaliyetini şu sözlerle açıklamaktadır: “Kilise muayyen ölçüde çöken
ülkenin haklarının mirasçısı halinde yükseltildi. Patrik, Hristiyanlar
için Bizans İmparatorluğunun yerini aldı ve bununla imparatorun
kıyafetini ve Bizans devlet alametlerini bu arada iki başlı kartalı da
aldı.”

Görüldüğü gibi Patrikhane “Megalo İdea”nın adeta bekçisi ve takipçisi
olmuştur. Bu çalışmalarının meyvesini de, II. Mahmud zamanında Mora
isyanını çıkartmak ve Etniki Eterya Cemiyetine verdiği destek sonunda
Yunanistan’ın kurulmasıyla almıştır.

Fener Rum Patrikhanesi, Yunanistan bağımsız bir devlet haline geldikten
sonra, bu devletin sınırlarının genişlemesi ve Osmanlı devletinden
devamlı toprak alınması için çalışmalarına devam etmiş ve Yunanistan’ın
emrinde çalışmıştır. Daha doğrusu, Yunanistan devletini kurdurmuştur.
Girit’in Türklerden alınmasından sonra, Venizelos başbakanlığa geçmiş
ve Adalar Denizini bir “Yunan Denizi” yapmak gayesiyle, adalardaki
Rum-Yunan halkın ayaklanmaları için Patrikhane ile işbirliği yapmıştır.

Mondros Mütarekesinden sonra da Fener Patrikhanesi Türkler aleyhindeki
çalışmalarına devam etti. Askerî ve siyasî kuruluşların birlikte
çalışmaları sağlandı.

Rum Matbuat Cemiyeti adı ile teşkilatlanan Rumlar, cinayetlerini
gizlemek için bu adı seçmişlerdir. Cemiyet, toplantılarını Yunan
Konsolosluğunda yapıyordu. Cemiyetin sekiz üyesinden beşini yerli
Rumlar, üçünü de Yunanlılar oluşturuyordu. Cemiyet, verilen emirler
doğrultusunda cinayetler, suikastler işledi. İtilaf Devletlerini
harekete geçirerek İstanbul hapishanelerindeki beşyüzden fazla Rum ve
Ermeni’yi tahliye ettirdi.

Matbuat Cemiyeti, Rum İzcilik Cemiyetini geliştirdi. İzcilik Cemiyeti
Kadıköy, Beyoğlu ve İstanbul olmak üzere beşyüzer kişilik gruplar
halinde organize olarak başlarına Yunan subayları getirildi. Bunlar,
Türkleri katletmek için görevlendirildiler.

Ayasofya’yı kiliseye çevirmek isteyen Rumlar, caminin çevresindeki
müslümanlara ait ev ve arsaları yüksek fiyatla satın almaya başlayınca,
duruma Evkaf Nezaretince el konularak, emlakini satmak isteyenlerin ev
ve arsaları alındı. Bir Türk askerî birliği de cami avlusuna
yerleştirildi.
Mavri Mira Cemiyeti

Rum-Yunan faaliyetlerinin başka bir ad ile ortaya çıkmasıdır. Cemiyet
Yunanistan’dan her türlü yardımı almaktaydı. Rumları silahlandırarak
müslüman Türk halkını öldürtüyorlardı. Silahlı Rumlar, Türklerin
oturduğu kasaba ve köyleri yakıp yıkarak büyük zararlar veriyorlardı.
Ege, Marmara, Tekirdağ, Kırklareli, Üsküdar tedhişçilik yaptıkları
bölgelerdi. Kartal ve Pendik bölgesinde küçük yaştaki Türk çocuklarını
öldürdükleri gibi, ırzlarına da tecavüz etmişlerdi.
Kordos Komitesi

Rumların silahlı örgütlerinden birisi de Kordos komitesidir. Rusya’dan
getirdikleri Rum ve Ermenileri silahlandırarak muhtelif bölgelere
gönderiyorlardı. Komitenin başkanı Yunanistan’lı bir Rum’du. Özellikle
Samsun ve çevresinde daha çok faaliyet gösteriyorlardı.
Pontus Cemiyeti

Karadeniz bölgesinden İç Anadolu’nun kuzeyine kadar olan sahada Pontus
devleti kurmak amacıyla 1904’te kurulmuş bir Rum Cemiyetidir. Bütün
cemiyetlerin destekçisi olan Fener Rum Patrikhanesi Pontus
faaliyetlerini de destekliyordu. Cemiyetin merkezi İstanbul idi. I.
Dünya Harbi sırasında Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu kötü durumu
fırsat bilerek Samsun, Çarşamba, Bafra ve diğer Karadeniz
sahillerindeki Rumları silahlandıran cemiyet; bu silahlı çetelere yol
kestiriyor, Türklere ait köy ve kasabaları yağmalattırıyor, müslüman
halkı öldürtüyordu. Özellikle, İstanbul’un işgalinden sonra
Pontusçuların katliamları arttı. Amasya, Tokat, Samsun bölgelerinde
binlerce Türkü öldürdüler, mallarını gasbettiler. Pontuscu Rumların
teşkilatlanmasında Merzifon Amerikan Koleji de önemli rol oynadı.
Pontus adlı gazete ve dergi çıkarıyorlar, kuracakları devletin
haritasını bastırıyorlardı. Haritaya göre; Batum’dan İstanbul boğazına
kadar Karadeniz kıyıları ile Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sivas, Tokat,
Amasya, Çorum, Gümüşhane, Erzincan vilayetlerini içine alan bir Pontus
Devleti kurulacak ve merkezi de Samsun olacaktı. Pontus Cemiyeti’nin
organizesinde Amasya metropoliti Yermanos ve Samsun metropoliti
Tekomanidis önemli rol oynamışlardır.
Ermenilerin Faaliyetleri

Osmanlı Devleti’ni yıkmak isteyen İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı
tebaası Hristiyan azınlıkları örgütleyerek devlete karşı
kullanmışlardır. Rum cemiyetleri yanında Ermeni cemiyetleri de
kurdurmuşlardır. Ermenileri Osmanlı devletine karşı silahlandıran ve
teşkilatlandıran kuruluşlar Taşnaksutyun ve Hınçak cemiyetleridir.
1877ğ1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra İngiltere’nin isteği ile Ermeni
meselesi gündeme getirilmiş ve Ermenilerin yaşadığı yerlerde ıslahat
yapılması maddesi Berlin Andlaşması’na konulmuştu. Bu tarihten sonra,
Ermeniler Osmanlı Devleti’ne karşı devamlı kullanıldılar. II.
Abdülhamid’e suikasttan banka soygunlarına kadar birçok olaylar
çıkardılar. Bu olaylar I. Dünya savaşı sırasında da devam etti. Ruslar
Doğu Anadolu’yu işgal edince, Ermeniler fırsattan istifade ederek,
kurdukları silahlı çetelerle ve Osmanlı ordusundan kaçan Ermenilerle
birçok olaylar çıkardılar. Müslüman halkı katlettiler. Bu isyanlardan
ilki Maraş ilimizin Zeytun (Süleymanlı) kasabasında çıkarıldı.
Ermeniler, hükümet konağını işgal ederek jandarmaları öldürdüler. Çıkan
çatışmada binbaşı Süleyman Bey olmak üzere yirmibeş askerimizi şehit
ettiler. Dağlara çıkan Ermeni çeteleri, müslüman köylerini yakıp
yıktılar. Ermeniler Maraş bölgesi dışında Bitlis yöresinde de birçok
olaylar çıkardılar. Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Ankara ve Trabzon’da
sayısız olaylar çıkararak müslüman Türkleri öldürdüler.

Van’da olay çıkaran Ermeniler polislere, jandarmalara ve kışladaki
askerlere saldırdılar. Birçok binayı bombaladılar, müslüman halkın
oturduğu mahalleleri ateşe verdiler. Van’da 23 gün kanlı olaylar devam
etti ve şehri tamamen işgal ettiler. Müslüman halkın binlercesi
katledildiği gibi, kadınların ırzlarına tecavüz ettiler. Müslüman Türk
kadınlarını ve kızlarını toplayarak binbir işkenceyi, rezaleti
yaptılar. Hamile kadınların karınlarından süngülerle çocukları çıkarıp
parçaladılar. Van şehrimiz tamamen bir kan deryasına döndü. Van’da 1500
kadar kadın ve çocuk kalmıştı. Bu kalanları da Van’da görevli
Amerikalılar korumuşlardır.

Van şehrimiz Ermeniler tarafından Ruslara teslim edildi. Ermeniler
Van’da geçici bir hükümet teşkil ederek kuracakları Ermeni devletini 14
eyalete ayırdılar. Ermeni zulüm ve vahşeti her tarafta arttı. Ordudaki
Ermeni askerleri de silahlarıyla kaçarak Ermeni komitecilerine
katıldılar. Ermenilerin yaptıkları bu zulmün, vahşetin önüne geçmek
için Hükümet 14 Mayıs 1915’de “Tehcir Kanunu”nu çıkardı. Bu kanunla
Ordu, Kolordu, Tümen ve Müstakil Mevki Komutanlarına yetkiler verildi.
Asayişin sağlanması için bölge halkı başka yerlere göç ettirilecekti.

Ermeniler, göç ettirilme sırasında müslümanları öldürmeğe devam
ettiler. Şarki Karahisar’da müslüman mahalleleri ateşe vererek
yaktılar. Şehir baştan başa yakıldı. Ermenilerle buradaki mücadele
yirmibeş gün devam etti.

Ermeniler Urfa’da da büyük olaylar meydana getirdiler. Şehirdeki mevcut
polis ve jandarma Ermenilerin çıkardığı olayları önleyemedi ve 4.
Ordudan yardım istendi. Ermenilerle Urfa’da çarpışma uzun müddet devam
etti. Bu arada I. Dünya Harbini sona erdiren anlaşmalar yapıldı.
Osmanlı Devleti de Mondros Mütarekesini imzaladı. Mütareke ile birlikte
Sadrazamlık makamına Damat Ferit Paşa getirildi.

İttihatçı düşmanlığı ile tanınan Damad Ferid’in yaptığı işlerden ilki,
Ermenilere ve İtilaf Devletleri’ne hoş görünmek için önceki hükümetin
verdiği emirleri yerine getiren ve Ermenilerin Boğazlıyan’dan
çıkmalarını sağlayan Kaymakam Kemal Bey’i, Kürt Mustafa Paşa Divan-ı
Harbinde idama mahkum ettirmek olmuştur. 8 Nisan 1919’da idam kararı
verilen Kemal Bey, 10 Nisan 1919’da idam edildi. Ermenilerin yaptıkları
katliamları görmezlikten gelen ve adeta bir Ermeni gibi davranan
Sadrazam Damad Ferid; Ermeni tehcirini (göçünü) “o vakitki Osmanlı
Hükümetinin bir eser-i vahşeti” diye tasvir ettiğini söylemiştir.

Damad Ferid Paşa’nın acizliği ve ihaneti Ermenileri daha da
cesaretlendirmiş ve Ermeni temsilcisi Bogos Nubar Paşa mütarekeden bir
ay sonra 30 Kasım 1918’de İtilaf Devletlerine müracaatla müstakil bir
Ermenistan devleti kurulmasını istemiştir. Ermeni patriği Zaven Efendi
de 12 Şubat 1919’da Paris ve Londra’ya giderek Fransa ve İngiltere
devlet adamlarıyla görüşerek bağımsız bir Ermeni devleti kurulması için
yardım istemiştir. Ermeni temsilcileri 26 Şubat 1919’da “Onlar
Konseyi”nde Ermeni isteklerini açıkladılar. Bu isteklere göre Vilayet-i
Sitte denilen altı vilayetle birlikte (Erzurum, Bitlis, Sivas, Van,
Elazığ, Diyarbakır) Maraş, Kilikya (Çukurova bölgesi) Trabzon’un bir
kısmını da içine alan bir Ermenistan devleti kurulacaktı.

Ermeni isteklerini görüşen “Onlar Konseyi”nin üyelerinin bir kısmı
Ermeni isteklerini çok abartılı buluyorlardı. Kurulacak bir Ermeni
devletinin savunulması, ordusuna verilecek silah, cephanenin
karşılanması, yıllarca sürecek bir maddi yardım ve hangi devletin
mandaterliğinde olacağı konuları üzerinde tam bir anlaşma sağlanamadı.
İngilizler ve İtalyanlar kuvvet veremeyeceklerini belirttiler. Sadece
Fransa askerî kuvvet vereceğini söyledi. Amerikan Cumhurbaşkanı Wilson,
Senato’nun tasvibi şartıyla Ermeni mandasını kabul edebileceğini
söyleyerek Ermeni isteklerine destek verdi.

Ermenilerin isteklerinde direnmelerinde, Damad Ferid’in, Ermenilere
özerklik verileceğini söylemesi de etkili olmuştur. Ermeniler, müstakil
bir devlet kurmak istediklerinden Damad Ferid’in bu teklifini de kabul
etmemişlerdir. Ermeni zulüm ve vahşeti de ancak Türk askerinin
süngüsüyle sona erdirilebilirdi ki, sonuçta öyle olacak; Kâzım
Karabekir Paşa Ermeniler üzerine sefer için görevlendirilecek ve 3
Aralık 1920’de Gümrü Andlaşmasıyla mesele halledilecektir.


Zararlı Cemiyetler

Milli Mücadele’de azınlıkların kurduğu cemiyetlerin yanında milli
çıkarlarımızla bağdaşmayan, milli birlik ve beraberliğimizi bozucu,
işgalci devletlerin destek ve yardımlarıyla Türkler tarafından kurulan
cemiyetler de mevcuttur.

a) Kürt Teali Cemiyeti

Bedirhani, Baban ve Şemdinan aşiretlerinden İstanbul’da oturan Kürt
aileler ve entellektüel aydınlardan kurucuları arısında; “Ayan
azasından cemiyet başkanı Seyit Abdülkadir, Başkan vekilleri Babanzade
Mustafa Zihni Paşa, Bedirhani Emin Ali, Molla Said, Bediüzzaman (Said-i
Nursi), Katipler: Babanzade Abdülaziz, Seyit Abdullah ve Şefik
Beylerden oluşmaktadır.”

6 Kasım 1917’de kurulan cemiyet Dahiliye Nezareti’ne 7 Aralık 1918
tarihinde bir yazıyla başvurmuş; Dahiliye Nezareti 19 Şubat 1919 tarih
ve 74 sayılı kararla kurulma izni vermiştir.

Başta kendisini; “1908 yılında kurulan Osmanlılık idealine bağlı bir
hayır cemiyeti görünümünde olan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyetinin
devamı gibi gösterdiyse de asıl amacı: mütarekenin yarattığı elverişli
koşullardan yararlanarak bağımsız bir Kürt Devleti kurmaktı”.

Merkezi İstanbul’da bulunan cemiyetin Diyarbakır, Bitlis, Mardin,
Erzurum, Elazığ, Van vilayetlerinde şubeleri ve geniş manada
faaliyetleri vardı.

Türk milletinin aleyhinde çalışıp, Türk toprakları üzerinde İtilaf
Devletlerinin menfaatleri doğrultusunda propaganda yaparak Osmanlıyı
içten yıkmak için ellerinden gelen gayreti göstererek Millî Mücadele’yi
aksatma çalışmalarıyla zararlı hale geldiler.

Seyit Abdülkadir ve ekibinin, Kürtleri Türkler’den ayrı bir kavim
sayarak birbirlerine düşman ilân etmeye çalışması Wilson ilkelerinden
faydalanarak bağımsız bir Kürdistan kurmayı amaçlaması; bütün Türkler
ve en çok Doğu Anadolu vilayetleri halkı tarafından şiddetle reddedildi.

Doğu illerine Kürt memurların atanmasını isteyen kuruculardan Avni
Paşa, Mevlanzade Rifat, Haydarizade İbrahim Efendi, Abuk Ahmet Paşa’dan
oluşan grup; sonuç olarak “Kürdistan”a bir Kürt vali atanması ve belli
sayıda Kürt görevlinin gönderilmesi fikrini benimsettiler.

Ali Bedirhani’nin Diyarbakır Valiliğine, Hamdi Paşa’nın 10. Kolordu
komutanlığına, bir başka Kürt’ün Mardin valiliğine atanması işlemi;
İngiliz Yüksek komiserliğinin Ali Bedirhani’ye güvenmemesi ve konunun
Osmanlı Devletinin iç işlerine müdahele olacağı düşüncesiyle
gerçekleşmedi. Bu arada yapılan 1919 Meclis-i Mebusan seçimlerini de
bir dernek değilmiş gibi “Anadolu’da Kuvayı Milliye’nin seçime faal bir
surette müdahele ettiği gerekçesiyle veto edip katılmadı”.

_________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://forumdost.eniyiforum.net
BiTiRiMcİCaSuS
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
:) SİTE MÜDÜRÜ :)
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 162
Yaş : 23
Nerden : FaMiLyA ToKaT
İş/Hobiler : SİTE-METİN2
Lakap : MiNiK
TAKIM :
RÜTBE :
Kayıt tarihi : 10/01/09

MesajKonu: Geri: KurtuluŞ SavaŞi Öncesİnde Kurulan Zararli Cemİyetler   C.tesi Şub. 14, 2009 6:11 pm

Kendilerini Kürt davasının tek temsilcisi sayan cemiyet üyeleri,
İstanbul’da bulunan İngiliz, Fransız, Amerikan komisyon üyelerini
ziyaretle isteklerde bulundular. 4 Ağustos 1919’da Amerikan heyetiyle
İstanbul’da Seyit Abdülkadir başkanlığında görüşen cemiyet üyeleri;
“Kürdistan hudutlarının gösterildiği bir haritayı vererek denize de bir
çıkışlarının bulunmasını istediler”.

Amerikan Komiserinin Kürdistan’ın büyük bir kısmını içine alan
Ermenistan Devleti’nin kurulmasına karar verildiğini söylemesi üzerine
kızan Bediüzzaman Said Nursi cevaben; “Kürdistan eğer deniz sahilinde
olsaydı harp gemilerinizle belki bu kararı tatbik edebilirdiniz. Fakat
Kürdistan dağlarına gemileriniz çıkamaz bu kararınız da uygulanamaz.”
dedi. Amerika’dan Kürt milli haklarına yardımcı olmaları yönündeki
isteklerine Amerikan Komiseri; “Sen kendin yardımcı ol, Allah da sana
yardım eder” diyerek toplantıyı sona erdirdi.

“Jin” ve “Kürdistan” dergileri çıkararak, boş yere fırtına koparıp Türk
halkından toprak isteyen Kürt Teali Cemiyeti üyeleri, Kürt Şerif
Paşa’nın Paris’teki girişimlerini desteklediler. “Barış Konferansına
iki muhtıra ve bir Kürdistan haritası sunan Şerif Paşa, Ermeni temsilci
Bogos Nubar Paşa ile de bir andlaşma yaptı. Cemiyet üyelerinden Arif
Paşa başkanlığında oluşturulan heyet de destek vermek üzere Paris’e
gönderildi.”

Paris Barış Konferansı’nın devam ettiği bir sırada; Seyit Abdülkadir’in
bir gazeteciye; “Şerif Paşa’nın cemiyetlerinin delegesi olduğunu,
Kürtleri temsil edebileceği ve altı doğu vilayetinde Kürtlerin
çoğunlukta bulunması nedeniyle bu iller için özerklik istendiğini,
ancak Ermenilerin mi yoksa Kürtlerin mi çoğunlukta bulunduğunu İtilaf
Devletlerince oluşturulacak bir kurulun yerinde araştıracağını, bunun
için Ermeni temsilci ile andlaşma yapıldığını söylemesi tepkilere neden
oldu.” Kürt aşiret ahalisi de Şerif Paşa’nın gereksiz vekilliğine karşı
durdu. Bunun üzerine, konferanstan çekilen Şerif Paşa’nın davranışını,
Seyit Abdülkadir Ermeniler lehine çıkacak bir kararın sebebi
olabileceğini düşünerek 17 Mayıs 1920’de Paris’e konfrans delegelerine
çektiği telgrafında; “Kürtlerin Şerif Paşa’nın çekilmesiyle konferansta
temsil edilmediğini bu nedenle konferansın alacağı kararların Kürtleri
bağlamayacağı hatta kararların geçerli sayılmayacağını duyurdu.”

İtilaf Devletleri’nin Kürtleri, Türklerden ayrı olarak düşünmeyip Paris
Barış konferansında Ermeniler lehine aldığı kararlar Kürt toplumunda
ikiliğe yol açtı. Kürdistan’ın bağımsızlığından vazgeçen Seyit
Abdülkadir, Osmanlı toprak bütünlüğü içinde bir Kürt otonomisi fikrini
savunurken, radikallerden oluşan ikinci grup hâlâ bağımsız Kürdistan
hayaliyle yaşadılar.

Meclis-i Mebusan’daki Kürdistanla ilgili tartışmalar, Seyit
Abdülkadir’in İstanbul gazete sütunlarında yer alan “Kürtler
bağımsızlık istemiyorlar” açıklaması teşkilatta bölünmeyi hızlandırdı.

Kürt Teali Cemiyeti içindeki çekişmeler 1919’un son ayları ile 1920
yılı içinde hızlandı. Osmanlı hükümetinin de Haziran 1920’den itibaren
cemiyet şubelerini kapatışı ve bazı üyelerini tutuklaması cemiyet
içindeki huzursuzluğu artırdı. Siyasî hayatı sona doğru hızla ilerledi.
Üyelerinin herbirinin kafasından ayrı bir ses çıkması cemiyetin
kapanmasıyla ilgili bir kararında alınamayışına sebep oldu. Destek
verdiği; “Kürt Tamimi Maarif Cemiyeti, Kürt Talebe Hevi Cemiyeti ve
Kürt Kadınları Teali Cemiyetiyle birlikte Milli Mücadele sonunda
T.B.M.M. hükümetinin kuruluşuyla son buldu.

b) İslâm Teali Cemiyeti

Suna Kili’nin, Türk Devrim Tarihi’nde Teali-i İslâm (müslümanları
yükseltme yüceltme) Derneği diye tanımladığı cemiyet İstanbul
Süleymaniye Elmaruf mahallesi Kirazlı Mescit sokağı No 17’de 19 Şubat
1919 tarihinde (Cemiyet-i Müderrisin) adıyla kuruldu.

Kurucuları; Başkan Darülhilafetül-aliyye İptidai Dahil Medresesi Müdürü
Umumisi İskilipli Mehmet Atıf Efendi, Başkan yardımcısı Sahn Medresesi
Arap Edebiyatı Müdürü Konyalı Abdullah Atıf Efendi, Katip; Süleymaniye
Tarihi Edyan Müderrisi Bergamalı Mehmet Zeki Efendi idi.

Konya’da şubesi bulunan cemiyetin amacı: Din ve devlet ayrılığına
taraftar olmadan ilmî, ahlakî ve sosyal yollarla siyasî hayata tesir
etmek; Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü kötü durumdan ve bunalımdan
kurtulması için dinî esaslara dayalı olarak hilafet ve saltanatın
nüfuzunu kuvvetlendirmekti.

Cemiyet ayrıca; “Düşmana karşı direnmenin yararsız olduğu görüşünde ve
halifeye bağlılıktan başka bir şeyin memleketi kurtaramayacağı
düşüncesinde idi.”

Bu gaye etrafında çalışan cemiyet üyeleri Hürriyet ve İtilaf Fırkası
safında; Anadolu millî hareketine karşı cephe almada birleştiler.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı gazetelerde muhtelif konularda
çeşitli makale ve beyannameler yayınlayarak Milli Mücadeleyi
baltaladılar.

c) İngiliz Muhipleri Cemiyeti

Milli birlik ve beraberliğimizi bozucu kuruluşların hepsinin
birleştikleri nokta; “Osmanlı Devleti artık egemen bir devlet halinde
yaşayamaz. Varlığını koruması, ancak himaye altına girmesiyle
mümkündür” görüşüdür.

Yukarıdaki cümleden hareketle, 20 Mayıs 1919 salı günü kuruluş
beyannamesi Dahiliye Nezareti’ne verilen İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin
beyannamesinin sonunda şöyle deniyordu: İngiltere devleti fahimesinin
muaveneti hayırhahanesiyle memalîk-i Osmaniyenin temin ve vahdeti
hukuku için; “İngiliz Muhipler Cemiyeti” namıyla bir cemiyet teşekkül
etmiştir”.

İngiliz David Lloyd George (1863ğ1945)’un Türkiye üzerindeki planlarını
gerçekleştirmek için kurulan cemiyetin kurucuları arasında eski
Dahiliye Nazırı Memduh Paşa, Şehremini Cemil Paşa, damadı Hazreti
şehriyari Ahmet Zülküfül Paşa, Mahkeme-i Temyiz reisi Ali Rüşdi Efendi,
sabık Şurayı Devlet azası Said Molla ve İngiliz ajanı Rahip Dr. Robert
Rew Frew gibi ünlüler vardı.

Gazi Mustafa Kemal Nutuk’ta cemiyetin biri açık diğeri gizli iki
amacının olduğunu belirtir ve devamla: “asıl faaliyeti gizli cehti
olup, memleket içinde teşkilat yaparak isyan ve ihtilal çıkarmak, milli
şuuru felce uğratmak, ecnebi müdahelesini kolaylaştırmak gibi haince
teşebbüsleri vardı” der.

İngiliz casusluğu görevini de yürüten Muhipler Cemiyeti üyeleri,
Frew’in talimatıyla, İstanbul’un en yoksul semtlerindeki Türk
ailelerine hergün çok miktarda et dağıtarak işe başladı.

İngiliz ekonomik sermayesiyle güçlenen teşkilat, desteklediği diğer yan
kuruluşlarla Anadolu’da oluşan Kuvâ-yı Milliye’yi yok etmeye yönelik
hareketini hızlandırdı.

Marmara ve Ege bölgelerinde çıkan isyanlar dahil, Konya-Bozkır
ayaklanmaları ile Konya Delibaş Mehmet İsyanı hareketinde de büyük
rolleri olan cemiyetin yayın organı “İstanbul” gazetesiydi.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile sıkı işbirliğinde olan teşkilatta ikilik
ortaya çıktı. Miralay Sadık-Gümülcineli İsmail grubu 22 Eylül 1921
tarihinde bir kongre yapıp yeni idare heyeti oluşturduysa da Rahip
Frew’in desteğindeki Mustafa Sabri-Said Molla grubu da noter huzurunda
19 Ekim 1921 tarihinde ikinci bir alternatif kongre yaptılar. Fakat
Millî kuvvetlerin Anadolu’ya hakim olmalarıyla siyaset sahnesinden
silindiler.

_________________


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://forumdost.eniyiforum.net
 
KurtuluŞ SavaŞi Öncesİnde Kurulan Zararli Cemİyetler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» AY SAVAŞCISINI İZLEYEBİLCEZZZ
» Lev Tolstoy - Savaş Ve Barış
» Kendi Savaşçını oluştur!
» SAKURA NUN BÜYÜSÜ
» Kellan Lutz - Henry Cavill: Ölümsüzlerin Savaşını Kim Kazanıcak?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FİLM | | OYUN | VİDEO | RESİM | MÜZİK | FİLM | İNDİR | AŞK | VE DAHASI... :: Dersler / Ödevler :: Tarih-
Buraya geçin: